logo

Engelli kızı için mücadele eden annenin çabaları boşa gitmedi

Tokat’ın Niksar ilçesinde dünyaya geldiği sırada 3 dakika beynine oksijen gitmemesi sonucu yüzde 90 zihinsel engelli olan kızı Cansu’nun yaşaması ve kendini ifade edebilmesi için büyük özveri ile mücadele eden, son 4 yılda eşinden bile ayrı yaşamak zorunda annesi Hülya Durdu’nun çabası meyvelerini verdi

Yaşıtlarına göre geç olsa da yürüyebilen, çiğneme ve konuşma yeteneğini kazanan Cansu ile annesinin bu çabasını öykü halinde anlatan ablası Ceren Durdu’dan dinleyenler gözyaşlarını tutamadı.

DHA’nın haberine göre Niksar’da Marmara Bölgesi’ni vuran 17 Ağustos 1999 depreminden 1 gün sonra dünyaya gelen Cansu Durdu’nun beynine 3 dakika süreyle oksijen gitmedi. Annesi, son anda yaşama döndürülen ancak, doktorların yaşamasının yanı sıra yaşıtları gibi konuşup, yürümesinin bile mucize olacağını belirttiği kızı Cansu’yu yaşatmak için amansız bir mücadeleye girdi.

Doktorlar, 7 gün kuvözde kalan Cansu’nun yaşamasının bile mucize sayılabileceğini, yürüme ve konuşma yeteneğine kavuşamayacağını söyledi. Dünyaya getirdiği üçüncü kızını yaşatabilmek ve biraz olsun ‘Ayakta durabilir hale’ getirebilmek için için gecesini gündüzüne katan annesi Hülya Durdu, tüm olumsuzluklara rağmen yılmadı. Kıt olanaklara rağmen diğer bir kızı hemşire, diğeri çevre mühendisi olan Hülya Durdu, çiğneme yeteneği olmadığı için uzun süre yemek yiyemeyen, ancak 7 yaşında tek tük konuşabilen, ayakta duramayarak sürekli düşen kızının her zaman yanında oldu. Cansu Durdu, zaman içerisinde yemek yemeyi, çok akıcı olmasa da konuşabilmeyi ve yürümeyi öğrendi.

Kızı için 4 yıl önce eşinden ayrı İstanbul’da yaşamaya başladı

Diğer iki kızından sonra Cansu’yu da eğitebilmeyi hedefleyen Hülya Durdu, Niksar’da Özel Eğitim ve Uygulama Okulu bulunmaması nedeniyle pazarcılık yapan eşini ilçede bırakarak yüzde 90 engelli raporu bulunan kızı ve çevre mühendisi olan kızı Ceren ile 4 yıl önce İstanbul Avcılar’a geldi.

Avcılar’da Milli Eğitim’e bağlı Özel Eğitim ve Uygulama Okulu’na kaydedilen Cansu Durdu, okulda el işi becerilerini geliştirmeye, haftada 1 gün belirli saatlerde de olsa bir tekstil firmasında küçük işlerde görevlendirilmeye başlandı.

Okulda da yanında

Hülya Durdu gözü, eli, ayağı, kulağı olduğunu söylediği kızı Cansu’ya her an yakın olabilmek için devletin giderlerini karşıladığı bu okula öğrenci taşıyan serviste hostes olarak çalışırken, ders saatlerinde de okuldaki yemek başta olmak üzere işlere katkıda bulunmayı kabul etti. Anne ve Cansu’nun bu çabası üzerine Okul Müdürü Feyzullah Tulum, Türkiye İş Kurumu ile temasa geçerek iş bulamayan çevre mühendisi diğer kızları Ceren’in asgari ücretle okulda geçici de olsa işe girmesini sağladı.

Ağlatan öykü

Engellilerin ve yakınlarının verdiği büyük mücadeleyi anlatmak istediğini belirten Ceren Durdu, okul adına yapılan etkinlikte kendisine söz verilmesini istedi. Annesi Hülya ve çok sevdiği, geçmişte ayakta duramayan, bugün bisiklet kullanabilir hale gelen kız kardeşi Cansu’nun 18 yıllık mücadelesini ‘Annem inandı, kardeşim başardı’ başlığı ile aralarında Kaymakam Hulusi Doğan’ın da bulunduğu davetlilere öykü olarak anlatan Ceren Durdu’yu dinleyenler, gözyaşlarını tutamadı.

“Çocuklar kardeşimle dalga geçti”

‘Kanatsız melek’ olarak nitelendirdiği engelli çocukları için çok büyük fedakârlık yapan tüm annelerinin el ve ayaklarının öpülmesi gerektiğini belirten Ceren Durdu, “Kardeşim, benim en hassas noktam. Onu yaşıtları ile karşılaştırdığımda ‘Belki şu an üniversiteye gidebilirdi’ diyorum. En zoruma giden insanların ona farklı gözle bakmaları. Oysa, bu çocukların diğer çocuklardan bir farkı yok. Çok iyi bir eğitim aldıklarında normal insanların yapabilecekleri her şeyi yapıyorlar. Sevgi ile, inançla, eğitimle yapılabilecek her şeyin üstesinden geliyorlar yani. Aileler de bu konuda bilgilendirilmeli. Dış çevre, ‘mahalle baskısı’, her yerde bu çocuklar aşağılanıyor. Farkında değiller. Şükürler olsun devletimiz bunlar hakkında çok güzel eğitimler, projeler, destekler sağlıyor. Aileler , özellikle ilkokula giden çocuklarını bu konuda eğitmeli. Çünkü çocuklar yolda gittiklerinde bilmedikleri için çok aşağılayabiliyorlar. ‘Bunun kafası, bunun neden böyle?’ Ya da ‘Bu niye değişik?’, ‘Neden böyle bakıyor?’, ‘Neden konuşamıyor? diyebiliyorlar… Ben çocuktum, Cansu’yu parka götürmüştüm. Küçük çocuklar kardeşimle dalga geçti. Çok zoruma gitti. Sırf kardeşimle dalga geçtikleri için onları dövdüm. Çocuktum ama kimse dalga geçemezdi. Cansu ile yaşadığımız zorluklar var. Ama, her şeye değdi. Artık Cansu kendisini ifade edebiliyor. Artık sosyal, hocaları ile mutlu. Okula gidiyor. Herkese her şeyi sorabiliyor. Kimse onu dışlamıyor.”

Kaynak:HaberTürk

Share

Yeni Yorumlar Kapalı.